Herkesin Kaldırabileceği Yük Aynı mı?
Herkesin Kaldırabileceği Yük Aynı mı?
Aynı yağmurun altında yürüyen iki insan düşünün.
Biri, yağmurun ilk damlasıyla şemsiyesini açar. Diğeri ıslanmayı göze alarak yürümeye devam eder.Bir başkası en yakın dükkâna sığınır, bir diğeri ise yağmurun dinmesini bekler.
Yağan yağmur aynıdır. Değişen, insanların o yağmura verdiği tepkidir.
Hayat da çoğu zaman böyledir.
Hepimizin karşısına benzer zorluklar çıkabilir. Bir işin kaybedilmesi, bir ayrılık, taşınmak zorunda
kalmak, hayal kırıklığı, hastalık ya da beklenmedik bir haber… Ancak aynı olay, iki farklı insanın
hayatında aynı etkiyi yaratmayabilir.
Bir insan yaşadığı güçlüğün ardından kısa sürede toparlanıp yoluna devam ederken, bir başkası aynı
olayın ağırlığı altında uzun süre kalabilir.
İşte tam da burada önemli bir yanılgıya düşeriz: İnsanları yalnızca verdikleri tepkiye bakarak
değerlendirmek.
“Ben olsam böyle yapmazdım.”
“Bunda bu kadar büyütülecek ne var?”
“İnsanlar neler yaşıyor, bunu da atlatması gerekmez mi?”
Ya da tam tersi:
“O kadar büyük bir şey yaşadıktan sonra nasıl hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam edebiliyor?”
Bütün bu cümlelerin ortak bir noktası var: Kendi dayanma biçimimizi, başkasının dayanma ölçüsü
olarak kabul etmek.
Oysa herkesin taşıdığı yük aynı değildir.
Psikolojik dayanıklılığımız; kişilik özelliklerimizden geçmiş deneyimlerimize, sosyal destek
kaynaklarımızdan içinde bulunduğumuz koşullara kadar pek çok etkenden beslenir. Dahası,
yaşadığımız olayın kendisinden çok, bizim için ne anlama geldiği de verdiğimiz tepkiyi
belirleyebilir.
İşini kaybeden iki insan düşünelim.
Biri birkaç gün kaygılanır. “Şimdi ne yapacağım?” diye düşünür, özgeçmişini günceller,
arkadaşlarıyla konuşur ve yeni iş fırsatlarına bakmaya başlar. Kaygısı vardır ama kaygısının
hayatını yönetmesine izin vermez.
Diğeri ise aynı haberin ardından günlerce yatağından çıkamaz. Telefonlara cevap vermez,
insanlardan uzaklaşır ve kendisini değersiz hissetmeye başlar. Bir süre sonra “Zaten hiçbir şeyi
beceremiyorum.” düşüncesi zihninde giderek daha fazla yer kaplar.
Dışarıdan bakıldığında birini “güçlü”, diğerini “zayıf” olarak değerlendirmek kolaydır.
Fakat psikoloji bize davranışın arkasındaki hikâyeye bakmayı öğretir.
Belki ilk kişi geçmişte benzer bir güçlük yaşadığında çevresinden destek gördü. Belki problem
çözme konusunda daha esnek bir yapıya sahip. Belki de belirsizliğe tahammülü daha yüksek.
Diğer kişi ise geçmişinde başarısızlığın yoğun biçimde eleştirildiği bir aile ortamında büyümüş
olabilir. İşini kaybetmesi onun için yalnızca ekonomik bir kayıp değildir. Belki bu olay, yıllardır
içinde taşıdığı “Yeterince iyi değilim.” düşüncesini yeniden harekete geçirmiştir.
Aynı olaydır; fakat iki insanın zihnindeki anlamı farklıdır.
Bu nedenle insan davranışlarını yalnızca “karakter” üzerinden açıklamak çoğu zaman eksik kalır.
Kimi insan plan yaparak rahatlar, kimi konuşarak. Kimi yardım istemeyi kolay bulur, kimi yardım
istemeyi güçsüzlük olarak görür. Kimi değişime hızla uyum sağlar, kimi belirsizlik karşısında daha
fazla zorlanır.
Fakat bütün bunların değişmez olduğunu düşünmek de doğru değildir.
“Ben böyleyim, yapacak bir şey yok.”
Belki de psikolojik değişimin önündeki en büyük engellerden biri tam olarak bu cümledir.
Çünkü insan yalnızca sahip olduğu özelliklerden ibaret değildir. Öğrenir, deneyimlerinden etkilenir,
yeni koşullara uyum sağlar ve zaman içinde yeni baş etme yolları geliştirebilir.
Günlük hayatta bunu çok daha küçük olaylarda bile görebiliriz.
Aynı eleştiriyi alan iki kişiden biri, “Kendimde değiştirmem veya geliştirmem gereken bir şey var
mı?” diye düşünürken diğeri, “Beni zaten kimse anlamıyor.” diyebilir.
Birinin gelişim fırsatı olarak gördüğü şey, diğerinin reddedilme veya değersiz görülme duygusunu
tetikleyebilir.
Demek ki yalnızca ne yaşadığımız değil, yaşadığımız şeyi nasıl anlamlandırdığımız da önemlidir.
Üstelik psikolojik dayanıklılık, hiç üzülmemek ya da hiçbir şeyden etkilenmemek anlamına gelmez.
Dayanıklı olmak bazen “Şu anda zorlanıyorum.” diyebilmektir.
Bazen yardım istemektir.
Bazen durup nefes almaktır.
Bazen de hayatımızın tamamını kontrol edemeyeceğimizi kabul edip kontrol edebildiğimiz küçük
bir alana dönmektir.
Bu nedenle zor bir dönemden geçen bir insanın yalnızca davranışına bakarak hüküm vermek yerine,
o davranışın arkasındaki hikâyeyi anlamaya çalışmak gerekir.
Çünkü dışarıdan gördüğümüz şey davranıştır; içeride yaşananları ise her zaman bilemeyiz.
Bir ayrılığın ardından bir insanın kısa sürede toparlanması, diğerinin aylarca kendine gelememesi,
birinin daha az sevdiğini ya da diğerinin daha çok sevdiğini göstermez. Bir insanın eleştiri
karşısında sakin kalması, diğerinin öfkelenmesi de yalnızca karakter meselesi değildir.
Bugünkü tepkilerimizin içinde, geçmişte yaşadıklarımızın izleri olabilir.
Bu yüzden belki de “Bu insan neden böyle davranıyor?” sorusundan önce başka bir soru sormak
gerekir:
“Bu yaşanan şey, bu insan için ne anlam ifade ediyor?”
Bu sorunun peşinden gittiğimizde, insanları anlamak için daha geniş bir pencere açılır.
Çünkü aynı eleştiri bir insan için gelişim fırsatı, bir başkası için reddedilme duygusu olabilir. Aynı
ayrılık bir insan için yeni bir başlangıç, bir başkası için yıllardır taşıdığı kaybetme korkusunun
yeniden ortaya çıkması olabilir.
Ve belki de başkalarını anlamaya çalışırken kendimize de aynı anlayışı göstermemiz gerekir.
Başkaları gibi tepki vermediğimizde kendimizi suçlamak yerine, kendi duygularımızı, baş etme
biçimlerimizi ve bizi zorlayan noktaları tanımaya çalışabiliriz.
Sonuçta mesele, hayatın karşımıza ne kadar büyük bir yük çıkardığından ibaret değildir.
Mesele, o yükü hangi geçmişle, hangi deneyimlerle ve hangi psikolojik kaynaklarla taşıdığımızdır.
Aynı yağmurun altında herkes aynı şekilde ıslanmaz.
Kiminin şemsiyesi vardır, kimi bir çatının altına sığınır, kimi yağmurda yürümeyi seçer. Kimi ise
yağmurun altında bir süre durup ne yapacağını düşünür.
Bu yüzden bir başkasının yağmurda nasıl yürüdüğüne bakıp onun neden bizim gibi yürümediğini
sorgulamadan önce, belki de şunu hatırlamak gerekir:
Çünkü bir insanın taşıdığı yükü anlayabilmek için, yalnızca omuzlarına değil, o yükü taşıyan
hayatın tamamına bakmak gerekir.
Yazar: Klinik Psikolog Kübra Adam
Yorumlar (0)

