Yazın Sonuna Gelirken: Sonbahara Uyum Sağlamak ve Değişen Hayatımıza Yeniden Ayak Uydurmak
Yaz mevsimine veda edip sonbahara merhaba dediğimiz bu günlerde gündüzler yavaş yavaş kısalırken akşamları hava daha erken kararıyor ve daha çok serinlemeye başlıyor. Tatillerin sonuna gelirken okullar açılmaya hazırlanıyor, çalışma temposu yeniden artıyor.
Takvimde yalnızca bir ayın, bir mevsimin değiştiğini düşünüyor olabiliriz. Oysa bu geçişle birlikte günlük hayatın akışı, sosyal ilişkilerimiz, sorumluluklarımız, uyku düzenimiz ve hatta kendimizden beklentilerimiz de değişmeye başlıyor.
Bu geçiş elbette herkes için aynı etkiyi yaratmıyor. Bazı insanlar için sonbahar güzel ve sakin bir geçiş dönemi olabilir. Serin havalar, daha düzenli bir yaşam ve evde geçirilen zaman olumlu karşılanabilir; yeni başlangıçlar için bir fırsat olarak görülebilir. Kimileri içinse yazın sona ermesi, yoğun temponun geri dönmesi ve günlerin kısalması huzursuzluk, isteksizlik veya bazı durumlarda kaygı hissini beraberinde getirebilir.
Bu iki farklı durumun oluşmasının temel nedenlerinden biri, aslında kişinin yaşanan değişime nereden baktığıyla ilişkilidir.
Değişen mevsim, değişen hayat
Yaz ayları genellikle günlük rutinin dışında yaşadığımız bir dönemdir. Geç saatlere kadar uyanık kalmak, dışarıda daha uzun süre vakit geçirmek, tatile çıkmak ve daha fazla sosyalleşmek yaz aylarının getirdiği değişikliklerden bazılarıdır.
Fakat yaz sona erdiğinde yeniden bir düzene dönmek gerekir. Sabah daha erken kalkmak, işe veya okula yetişmek, çocukların okul ihtiyaçlarıyla ilgilenmek, trafik ve yoğunlukla yeniden karşılaşmak, ertelenmiş işleri tamamlamak ve günlük sorumlulukları yeniden düzenlemek gerekebilir.
Bütün bunlar bazı kişilerde strese sebep olabilir. Üstelik bu değişim yalnızca yetişkinlerde değil, çocuklar ve gençlerde de görülebilir. Yazın daha serbest düzeninden okul düzenine geçmek, onlar için de bir uyum süreci gerektirir.
Bu dönemde “Neden yazın bitmesine bu kadar üzülüyorum?”, “Kendimi neden daha yorgun hissediyorum?”, “Hiçbir şeye yetişemiyorum.” veya “Sonbahar bana iyi gelmiyor, sevmiyorum.” gibi düşünceler ortaya çıkabilir.
Bunların yaşanması oldukça anlaşılabilir bir durumdur. Çünkü insan zihni, alıştığı düzen değiştiğinde yeni koşullara uyum sağlamak için bir süre yeniden ayarlanmak zorunda kalır.
Değişim her zaman kolay değildir
Sıklıkla değişim istediğini söyleyen insanlar görürüz. Yeni bir işe başlamak, yeni bir ilişkiye başlamak, tatile çıkmak, taşınmak veya yeni hedefler oluşturmak çoğu zaman heyecan verici bulunur.
Ancak değişim olumlu ve kolay gibi görünse de her zaman böyle olmayabilir. Çünkü değişim, beraberinde belirsizliği de getirir.
Alıştığımız bir düzeni düşünelim. Bu düzen ortadan kalktığında yeni düzen henüz tam olarak oluşmamıştır. Bir yandan eski alışkanlıklarımıza devam etmek isterken diğer yandan yeni sorumluluklar bizden farklı davranmamızı bekler.
İşte tam da bu durumu sonbahara geçiş süreci üzerinden düşünebiliriz.
Yaz boyunca geç saatlerde uyuyan bir kişinin bir anda erken saatlerde güne başlaması, tatilde daha az çalışan birinin yoğun iş temposuna dönmesi veya çocukların uzun bir tatilin ardından okula başlaması, dışarıdan bakıldığında küçük gibi görünen ancak psikolojik açıdan bir uyum süreci gerektiren değişimlerdir.
Bu süreçte kendimize “Neden alışamadım?” diye kızmak yerine, “Alışmak için kendime ne kadar zaman tanıyorum?” diye sormak daha sağlıklı olabilir.
Yazın bitişi bir kayıp değildir
Mevsimler bazen duygusal anlamlar da taşırlar. Yazın sona ermesi bazı insanlarda bir tür kayıp hissi yaratabilir. Yaz mevsimi; tatili, dinlenmeyi, uzun akşamları, seyahati, denizi, güneşi veya sevdiklerimizle geçirilen özel zamanları temsil ediyor olabilir.
Bu sebeple yazın bitişine üzülmek yalnızca sonbaharı sevmemek, gelecek sorumluluklarını istememek veya yeniden yoğun bir tempoya girmekten hoşlanmamak anlamına gelmez.
Bazen kişi aslında yaz mevsimini değil, yazla birlikte yaşadığı duyguları özlüyor olabilir.
Örneğin tatilini ailesiyle geçiren ve onlarla daha yoğun, daha fazla zaman geçiren bir kişi, iş hayatına döndüğünde bu yakınlığın azalacağını hissedebilir. Yoğun çalışma temposundan uzaklaşmış biri, yeniden işe başlayacağı için kaygı duyabilir. Öğrenciler ise rahatlıklarının sona ermesinden ve ders yükünün yeniden başlamasından dolayı zorlanabilir.
Burada altını çizmemiz gereken önemli nokta, yaşanan duyguyu küçümsememektir.
“Bunda üzülecek ne var?” demek yerine, “Bu duygu bana ne anlatıyor?” diye bakabilmek, yaşadığımız duygunun altında yatan ihtiyacı fark etmemize yardımcı olabilir.
Sonbahar, yeniden düzen kurmak için bir fırsat mı?
Her mevsim değişimi bir şeylerin bittiği anlamına gelmez. Bazen de yeni bir düzenin kurulması anlamına gelebilir.
Sonbaharın gelmesiyle birlikte günlük yaşam yeniden düzenlenir. Uyku saatleri düzene girerken sosyal hayat yeniden planlanır. Yaz aylarında bozulan uyku düzenini toparlamak, beslenme alışkanlıklarını yeniden düzenlemek, çalışma ortamını düzenlemek, ertelenen işleri tamamlamak ya da uzun zamandır yapmak istediğimiz bir şeye başlamak için sonbahar iyi bir fırsat olabilir.
Ancak bu fırsat, yeni mevsim geldi diye hayatımızdaki her şeyi aynı anda düzeltmek veya değiştirmek anlamına gelmez.
“Artık düzenli spor yapacağım, erken kalkacağım, daha sağlıklı besleneceğim, her gün kitap okuyacağım, günlük tüm işlerimi tamamlayacağım ve hayatımı baştan aşağı değiştireceğim.”
Böylesine yüksek beklentiler kısa süreli bir motivasyon sağlayabilir. Ancak bütün bu hedefleri aynı anda gerçekleştirmeye çalışmak her zaman mümkün olmayabilir ve zamanla yorucu hale gelebilir.
Daha gerçekçi ve uygulanabilir olan ise hayatımıza küçük, sürdürülebilir düzenlemeler eklemektir.
Uyku saatini birkaç gün içinde yavaş yavaş daha erkene çekmek, haftada iki veya üç gün kısa yürüyüşler yapmak, gün içinde kendimize alan açmak gibi küçük ama sürdürülebilir adımlar, yeni düzene uyum sağlamayı kolaylaştırabilir.
Bazen hayatımızda büyük değişiklikler yapmak yerine, küçük değişiklikleri sürdürülebilir hale getirmek çok daha değerlidir.
Dikkat! Günlük hayatımızdaki küçük değişiklikleri gözden kaçırmayalım
Mevsim geçişlerinde yaşadığımız zorlanmalar bazen daha küçük değişiklikler üzerinden kendini gösterebilir.
Sabah yataktan zor kalkmak, daha yorgun hissetmek, işe veya derslere başlamakta zorlanmak, daha hızlı öfkelenmek ya da sosyal ortamlardan kaçınmak bunlardan bazıları olabilir.
Bazen kişilerde fazla içe kapanma gözlemlenirken bazen de sürekli bir şeylerle oyalanma görülebilir. Yeniden belirli bir tempoya dönen kişilerde “Her şeye yetişmeliyim.” düşüncesi de artabilir.
Bu noktada kişinin kendisine şu soruyu sorması önemlidir:
“Gerçekten yapmam gereken çok fazla şey mi var, yoksa kendimden gereğinden fazla şey mi bekliyorum?”
Çünkü bazen bizi yoran yalnızca sorumluluklarımız değildir. Sorumluluklarımızı nasıl yorumladığımız ve kendimizden ne beklediğimiz de bizi bu süreçte yorabilir.
Çocuklar ve gençler için de bir uyum dönemi
Okulların açılmasıyla birlikte ailelerin günlük düzeninde önemli bir değişiklik yaşanır.
Özellikle uzun yaz tatilinin ardından çocuklar yeniden sorumluluklara, okul saatlerine ve ders programlarına dönmekte zorlanabilirler. İsteksiz veya huzursuz olmaları her zaman bir problem olduğu anlamına gelmez. Bazen yalnızca yeni düzene alışmaya çalışıyor olabilirler.
Çocuğa “Artık okul başladı, düzenini değiştireceksin. Tablet ve telefon yok, şu saatte yatacaksın…” demek yerine, onun da bu geçişi yaşamasına alan açmak daha faydalı olabilir.
Uyku düzenini birkaç gün önceden başlayarak yavaş yavaş değiştirmek, okul hazırlıklarını birlikte yapmak, çocuğun bu süreçte yaşadığı kaygıları dinlemek ve okulla ilgili beklentileri konuşmak hem çocuğa destek olacak hem de geçişi kolaylaştıracaktır.
Burada ebeveynlerin öncelikle kendi kaygılarını yönetmeleri de önemlidir. Çocuğunun okul başarısıyla ilgili aşırı kaygılanan bir ebeveyn, farkında olmadan bu kaygıyı çocuğuna da aktarabilir.
Çocukların yalnızca akademik başarıya değil, duygusal olarak güvende hissetmeye, anlaşılmaya ve desteklenmeye de ihtiyaçları vardır.
Yetişkinler için sonbahar: Tatilden işe dönüş
Yetişkinler açısından sonbaharın getirdiği en belirgin değişimlerden biri iş hayatına dönüş olabilir.
Tatilde telefonunu daha az kontrol eden, iş konularından uzak kalan veya çalışma temposunu azaltan bir kişinin bir anda yoğun iş programına dönmesi zor olabilir. Yoğun iş temposundan sıyrılıp birkaç günlüğüne tatile çıkan ve kafa dinleyen bir kişinin işe dönecek olması da rahatsızlık hissi yaratabilir.
Hatta “Yarın işe başlayacağım.” düşüncesi bile bazı kişilerde kaygı oluşturabilir.
Burada yapılabilecek en önemli şeylerden biri, işe dönüşü aynı anda bütün işleri halletmek olarak görmemektir.
Biriken tüm işleri hemen tamamlamaya çalışmak yerine öncelikleri belirlemek, işleri sıralamak ve mümkün olduğunca zamana yaymak daha sağlıklı olabilir.
Çünkü işe dönmek ile eski tempoya hemen dönmek aynı şey değildir.
Biraz da zihnimizin ve bedenimizin bu sürece yeniden uyum sağlamasına izin vermemiz gerekir.
Geçiş döneminde yalnızlık
Sonbahara geçiş bazen sosyal hayatın azalmasıyla da ilişkilendirilebilir.
Yaz aylarında daha sosyal olan, ailesi veya arkadaşlarıyla daha fazla vakit geçiren kişiler, havaların serinlemesi ve günlük temponun artmasıyla birlikte daha fazla evde vakit geçirmeye başlayabilirler. Özellikle yalnız yaşayan kişiler için bu değişim daha belirgin hissedilebilir.
İnsan psikolojisi için sosyal bağların önemi büyüktür. Bu sebeple tamamen uzaklaşmak yerine bir arkadaşla kahve içmek, aileyle akşam yemeği yemek, kısa bir yürüyüş yapmak veya bir telefon görüşmesi gerçekleştirmek sosyal bağları sürdürmenin yollarından bazıları olabilir.
Bazen sosyal bağlarımızı korumak için büyük planlara değil, küçük temaslara ihtiyacımız vardır.
“Yeni mevsim, yeni ben” baskısına gerek yok: Mükemmeliyetçilik değil
Son yıllarda mevsim değişiklikleri, özellikle sosyal medyada yeni başlangıçlarla birlikte ele alınıyor. Yeni hedefler, rutinler ve alışkanlıklar oluşturmak, daha düzenli bir yaşam için yeniden başlamak sıkça karşımıza çıkıyor.
Ancak bu yaklaşım bazen kişilerde yanlış bir düşünceye veya gereksiz bir baskıya sebep olabiliyor. Burada bir noktaya dikkat etmek gerekiyor:
Her mevsim değişiminde baştan başlamak zorunda değiliz. Bazen sadece devam etmek de yeterlidir.
Hayatın her anında yüksek motivasyonla ilerlemek mümkün değildir. Dönem dönem daha üretken ya da daha yavaş olabiliriz. Önemli olan kendi ihtiyaçlarımızı fark etmektir.
Herkes aynı anda aynı enerjide olmak zorunda değildir.
Bir kişi yeni hedefler belirlerken bir başkası yalnızca dinlenmek isteyebilir. Bir kişi sonbaharı heyecanla karşılarken başka biri yazın bitmesine üzülüyor olabilir.
İkisi de insani ve gayet normal duygulardır.
Değişime uyum sağlamak
Bazen değişen düzene ayak uydurmak zor olabilir. Ancak süreçte kendimize zaman tanımak, yaşadığımız duygunun ne olduğunu anlamaya çalışmak ve ihtiyaçlarımız doğrultusunda küçük adımlar atmak uyum sürecini kolaylaştırabilir.
Mevsim değişirken kendimize şu soruları sorabiliriz:
“Şu anda gerçekten neye ihtiyacım var?”
Aslında en önemli soru bu.
Gerçekten neye ihtiyacım var ve ben bunun için ne yapıyorum?
Burada “olması gereken” diye tek bir doğru yoktur. Bu soruyu sorduğumuzda o an işimizi kolaylaştıracak anahtar kelimeyi bulabiliriz.
Bu kelime herkes için farklı olabilir.
Bir kişinin ihtiyacı dinlenmek olabilirken başka bir kişinin ihtiyacı sosyalleşmek, düzen kurmak, yalnız kalmak veya destek istemek olabilir.
Önemli olan herkes için geçerli tek bir doğru düzen oluşturmaya çalışmak değil, kendi ihtiyaçlarımızı fark ederek kendi düzenimizi kurabilmektir.
Sonbahar yalnızca bir bitiş değil
Bir mevsim giderken yeni gelen mevsimi herkes aynı duyguyla karşılamaz. Herkesin kendisini iyi hissetmesi, enerjik olması veya yeni hedefler belirlemesi gerekmiyor.
Bazen alışma süreci zaman alabilir.
Önemli olan bu zamanı kendimize tanımaktır.
Mevsimin son günlerinde yalnızca “Yaz bitti.” demek yerine, yaz sürecine de bakabiliriz.
Neyi özleyeceğiz? Neler güzeldi? Bize ne iyi geldi? Bu süreç bize neler kattı?
Ve bunlardan hangilerini hayatımızda sürdürmek istiyoruz?
Belki de yazın bitişine yalnızca bir veda olarak bakmak yerine, geride bıraktığımız dönemi değerlendirmek için bir fırsat olarak yaklaşabiliriz.
Çünkü bazen bir mevsimi geride bırakırken, o mevsimde bize iyi gelen şeyleri yeni hayatımıza taşıyabiliriz.
Hayatın her döneminde aynı hızda ilerlemek mümkün değildir.
Bazen hızlanırız, bazen yavaşlarız. Bazen başlarız, bazen bitiririz. Bazen durur ve bekleriz. Bazen bırakır, bazen “Yeniden deneyelim.” deriz.
Hayatta sabit kalan hiçbir şey yokken bizim de biraz değişmemiz kaçınılmazdır.
Önemli olan, bu değişimin içinde kendimizi bulmamız; ihtiyaçlarımızı fark etmemiz ve kendimize karşı daha anlayışlı, daha sevecen olabilmemizdir.
Belki sonbahar bize tam olarak bunu hatırlatır:
Her bitiş, hayatın sona erdiği anlamına gelmez. Bazen yalnızca yeni bir düzen kurma zamanının geldiğini gösterir.
Ve belki de yeni bir mevsime uyum sağlamak, kendimizi baştan yaratmak değil; değişen hayatın içinde kendimize yeniden yer açabilmektir.
