Her Şeye Yetişmeye Çalışırken Kendimizden Uzaklaşmak

Yayınlanma Tarihi:
|

 Son zamanlarda sıkça duyduğumuz bir cümle var: “Çok yoruldum ama dinlenemiyorum.” Günlük hayatın içinde yaşadığımız pek çok şeyi “yorgunluk” kelimesiyle ifade ediyoruz. Yoğun geçen bir iş günü, üst üste gelen sorumluluklar, yetişmesi gereken işler, ertelenen ihtiyaçlar… Bütün bunların sonunda kendimizi yorgun hissetmemiz oldukça anlaşılır. Ancak bazen bir noktadan sonra fark ederiz ki uyumak, hafta sonunu dinlenerek geçirmek, kısa bir tatile çıkmak ya da kendimize zaman ayırmak artık eskisi kadar işe yaramıyor. Sabah gözlerimizi açtığımızda daha güne başlamadan kendimizi yorgun hissediyoruz. Eskiden keyif aldığımız şeyler artık ilgimizi çekmiyor. İnsanlarla konuşmak, bir görüşmeye katılmak, hatta bazen günlük hayatın en basit sorumlulukları bile ağır gelmeye başlıyor. Yaptığımız hiçbir şeyi yeterli bulmuyor, ne kadar çabalarsak çabalayalım bir türlü “yeterli” olduğumuzu hissedemiyoruz. İşte tam da burada durup kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Yaşadığım şey gerçekten yalnızca yorgunluk mu? Çünkü bazen “çok yoruldum” dediğimiz yerde, aslında tükenmişlikten söz ediyor olabiliriz.

 Yorgun muyuz, tükendik mi?
 
 Yorgun olduğumuzda bedenimizin ve zihnimizin dinlenmeye ihtiyacı vardır. Bir süre uyumak, günlük sorumluluklardan uzaklaşmak, kendimize zaman ayırmak, sevdiklerimizle vakit geçirmek ya da hoşumuza giden bir şey yapmak çoğu zaman yeniden toparlanmamıza yardımcı olur. Tükenmişlikte ise durum biraz daha farklıdır. Burada yalnızca enerjinin azalmasından söz etmeyiz. Kişinin kendisiyle, yaptığı işle ve yaşamıyla kurduğu ilişkide de değişiklikler ortaya çıkmaya başlar. İnsan yalnızca “yorulmaz”; zaman içerisinde yaptığı işe karşı uzaklaşabilir, daha önce önem verdiği şeylere karşı ilgisini kaybedebilir, tahammül düzeyi azalabilir ve kendisini başarısız ya da yetersiz hissetmeye başlayabilir. Bu nedenle tükenmişliği yalnızca “çok çalışmanın sonucu” olarak görmek eksik bir değerlendirme olur. Dünya Sağlık Örgütü, tükenmişliği kronik iş stresinin başarıyla yönetilememesi sonucunda ortaya çıkan mesleki bir olgu olarak ele alıyor. Tükenmişlik; yoğun tükenme hissi, işe yönelik zihinsel uzaklaşma ya da olumsuz tutum geliştirme ve mesleki yeterlilikte azalma hissiyle kendini gösterebiliyor. Dolayısıyla mesele yalnızca kaç saat çalıştığımız değil; uzun süre boyunca sahip olduğumuz psikolojik kaynaklarla bizden beklenenler arasında nasıl bir denge kurduğumuzla da ilgili.

 Tükenmişlik çoğu zaman sessizce gelir

 Tükenmişlik çoğu zaman hayatımıza bir anda girmez. Çat kapı gelen bir misafir gibi değildir. Daha çok, fark ettirmeden ve yavaş yavaş yerleşir. Önce biraz daha fazla çalışırız. “Aman, bu hafta da böyle olsun.” Sonra bir hafta daha… Yeni bir sorumluluk, yeni bir toplantı, yeni bir görüşme, bir arkadaşın, müşterinin, yöneticinin ya da aileden birinin ihtiyacı derken kendi ihtiyaçlarımızı bir kez daha erteleriz. Kendimize ayıracağımız zamanı “sonra”ya bırakırız. Dinlenmeyi erteleriz. Bazen uykumuzu bile erteleriz. Çünkü hayat bize çoğu zaman durmayı değil, devam etmeyi öğretmiştir. “Sabret.” “Biraz daha dayan.” “Güçlü ol.” “Şimdi sırası değil.” “Herkes senden bunu bekliyor.” “Sen yaparsın.” Bu cümleler bir süre sonra yalnızca çevremizden duyduğumuz sözler olmaktan çıkar ve kendi iç sesimize dönüşür. Bir noktadan sonra kendi isteklerimizi değil, başkalarının beklentilerini karşılamaya çalışırken buluruz kendimizi. Ve tükenmişliğin belki de en zor tarafı burada başlar. Kendimize ne olduğunu anlamaya çalıştığımızda, aslında uzun zamandır kendimizden uzaklaşmış olduğumuzu fark ederiz. “Biraz daha dayanmalıyım.” derken, bir gün artık dayanacak gücümüzün kalmadığını fark ederiz.

 Her şeyin üstesinden gelmeye çalışırken yakalar bazen

 Bazen de insanı tüketen şey, hayatın içinde sürekli olarak kendisinden beklenenleri karşılamaya çalışmasıdır. Her şeye yetişmeye çalışmak… Herkesi memnun etmeye çalışmak… Yardım istemekte zorlanmak… “Hayır” diyememek… Hata yapmamaya çalışmak… Kendimizi sürekli başkalarıyla kıyaslamak… Yalnızca başarılı olduğumuzda kendimize değer vermek… Bütün bunlar uzun süre devam ettiğinde psikolojik başa çıkma kaynaklarımızı tüketebilir. İnsan bir süre sonra yalnızca yorulmaz; kendisiyle kurduğu ilişki de değişmeye başlar. “Çok değiştim.” “Eskiden bu kadar sabırsız değildim.” “Eskiden daha başarılıydım.” “Hiçbir şeyi doğru yapamıyorum.” “Artık hiçbir şeye yetişemiyorum.” Bu cümleler bazen kişinin kendisini yetersiz olarak değerlendirmesine neden olur. Oysa kimi zaman mesele kişinin yetersiz olması değil, uzun zamandır kapasitesinin üzerinde bir yükü taşımaya çalışmasıdır. Belki de kendimize “Neden böyle oldum?” diye sormadan önce “Ne zamandır bu kadar çok şey taşımaya çalışıyorum?” diye sormamız gerekir. 

 Bedenin dinleniyor peki ya zihnin? 

 “Bir hafta tatile çıktım ama döndüğümde yine aynıydım.” “Hafta sonu bütün gün uyudum ama pazartesi yine kendimi tükenmiş hissettim.” “İşten birkaç gün uzak kaldım ama zihnim hâlâ işteydi.” Bunlar tükenmişlik yaşayan kişilerden duyduğumuz cümlelerden yalnızca birkaçı. Elbette dinlenmek önemlidir. Uyku, mola vermek, tatil yapmak, telefon ve işten uzaklaşmak kişinin kendisini toparlaması açısından değerlidir. Ancak bazen yalnızca dinlenmek yeterli olmaz. Çünkü kişi birkaç gün dinlenip aynı yaşam koşullarına, aynı çalışma düzenine, aynı sınır problemlerine ve aynı beklentilere geri dönüyorsa, tükenmişliğin yeniden ortaya çıkması şaşırtıcı değildir. Belki de burada sormamız gereken soru “Nasıl daha iyi dinlenebilirim?” kadar “Hayatımda beni sürekli tüketen neler var?” sorusudur. Çünkü bazen sorun dinlenememek değildir. Sorun, dinlenmeye alan bırakmayan bir yaşamın içerisinde uzun süre yaşamaya çalışmaktır. 

 “Hayır” diyemediğimizde; 
 Tükenmişlik söz konusu olduğunda sınırlar önemli bir başlık olarak karşımıza çıkar. Bazı insanlar yardım istemekte zorlanır. Bazıları “hayır” demekten suçluluk duyar. Bazıları kendilerine verilen her sorumluluğu sorgulamadan kabul eder. Bazıları ise bütün yükü tek başına taşımaya çalışır. Bir de çevresinden sürekli “güçlü” olduğu mesajını alan insanlar vardır. “Ne kadar güçlü.” “Her şeyin üstesinden geliyor.” “Ne kadar başarılı.” “Onun yapamayacağı şey yok.” Dışarıdan bakıldığında her şeyi kontrol ediyor gibi görünen bu kişinin, gece başını yastığa koyduğunda kendisiyle nasıl bir ilişki kurduğunu çoğu zaman bilemeyiz. Çünkü güçlü görünmek ile güçlü hissetmek her zaman aynı şey değildir. Bir insan her şeyi yapabiliyor olabilir; ancak bütün bunları yaparken kendisini ne kadar tükettiğini dışarıdan görmek mümkün olmayabilir. Bu nedenle tükenmişliği yalnızca performans üzerinden değerlendirmek doğru değildir. Bazen en üretken görünen kişi, en fazla dinlenmeye ihtiyaç duyan kişidir.

 Tükenmişliği nasıl fark edebiliriz?

 Tükenmişlik herkes için aynı şekilde ortaya çıkmayabilir. Ancak bazı belirtiler bize durup bakmamız gerektiğini hatırlatabilir: • Dinlenmeye rağmen geçmeyen yorgunluk, • İşe karşı belirgin bir uzaklaşma veya isteksizlik, • Daha önce keyif alınan şeylere yönelik ilginin azalması, • Tahammül düzeyinde belirgin bir düşüş, • Erteleme davranışında artış, • İnsanlardan uzaklaşma isteği, • “Ne yaparsam yapayım yetmiyor.” düşüncesinin sıklaşması, • Kendini yetersiz veya başarısız hissetme, • İş performansında düşüş, • Sürekli yetişememe ve yeterli olamama hissi. Ancak burada önemli bir noktayı da hatırlamak gerekir: Her yoğun yorgunluk tükenmişlik değildir. Benzer belirtiler farklı psikolojik ya da fiziksel durumlarla da ilişkili olabilir. Bu nedenle belirtiler uzun süre devam ediyor, şiddetleniyor veya kişinin günlük yaşamını belirgin biçimde etkiliyorsa profesyonel bir değerlendirme almak önemlidir. 

 Belki de kendimize sorduğumuz soruyu değiştirmeliyiz 

 Günlük yaşamda zorlandığımızda kendimize çoğu zaman “Nasıl daha dayanıklı olabilirim?” diye soruyoruz. Daha güçlü olmaya çalışıyoruz. Daha fazla çalışıyoruz. Daha fazla sorumluluk alıyoruz. Biraz daha sabretmeye çalışıyoruz. Oysa belki de her zaman daha fazla dayanıklılığa ihtiyacımız yoktur. Bazen ihtiyacımız olan şey, bizi tüketen yükü fark etmektir. Bu nedenle kendimize şu soruyu sormayı deneyebiliriz:

 “Beni bu kadar yoran ve tüketen şey ne?”

 Bu soru bizi kendi ihtiyaçlarımızla yeniden buluşturabilir. Belki uzun zamandır söyleyemediğimiz bir “hayır” vardır. Belki yardım istememiz gereken bir yerde her şeyi tek başımıza yapmaya çalışıyoruzdur. Belki artık bize iyi gelmeyen bir sorumluluğu yalnızca “mecburum” düşüncesiyle sürdürüyoruzdur. Belki de kendimize ayırmadığımız zamanı, sürekli başkalarının ihtiyaçlarına yetişmek için kullanıyoruzdur. Çözüm her zaman daha güçlü olmak değildir. Bazen yükü azaltmaktır. Bazen sınır koymaktır. Bazen yardım istemektir. Bazen durmaktır. Bazen de uzun zamandır “mecburum” diyerek sürdürdüğümüz şeylere yeniden bakmaktır. Çünkü insanın her zaman biraz daha dayanması gerekmeyebilir. Bazen asıl ihtiyaç, neden bu kadar uzun süredir dayanmak zorunda kaldığını anlamaktır. Ve belki de “Çok yoruldum ama dinlenemiyorum.” cümlesinin altında, yalnızca dinlenme ihtiyacı değil; uzun zamandır kendimize ayırmadığımız bir hayatın çağrısı vardır.
Yazar: Klinik Psikolog Kübra Adam
Yorumlar (0)