Çocuğum Okula Hazır mı, Peki Ben Hazır mıyım?
Çocuğum Okula Hazır mı, Peki Ben Hazır mıyım?
Okulların açılmasına yakın pek çok evde aynı heyecan, aynı telaş ve benzer kaygı örüntüleri var. Bir taraftan çantalar hazırlanıyor, okul kıyafetleri seçiliyor ve kırtasiye alışverişleri yapılıyor. Çocuklar ise bu süreci heyecanla, merakla ve biraz da kaygıyla bekliyor. Çocukların yanı sıra özellikle birinci sınıfa başlayacak çocukların ailelerinde ise bu heyecana farklı duygular da eşlik ederken zihinlerinde ise daha farklı düşünceler beliriyor. Ya okula alışamazsa, ya benden ayrılmak istemezse, ya öğretmenini sevmezse, ya sınıfta ağlarsa, ya arkadaş edinmekte zorlanırsa … gibi bu ‘’ya …. Olursa’’ şeklindeki düşünceler uzayıp gidiyor. Aslına bakarsak bu düşünceler bir ebeveynin çocuğuna duyduğu sonsuz sevginin ve koruma isteğinin hayatlarının bu dönemine yansıma şeklini gçsteriyor. Bu noktada sormamız gereken asıl soru aslında şu olmalı;
Çocuğum okula hazır mı, peki ben ondan ayrılmaya hazır mıyım?
Çünkü okula başlamak sadece çocuğun hayatında gerçekleşen bir değişiklik değildir. Aynı zamanda anne ve baba için de önemli bir geçiş dönemidir. Çocuklarından ilk kez uzun süre ayrı kalacak olmaları, onun kendi dünyasını kurmaya başlaması ve artık her an yanında olamayacaklarını fark etmeleri, ebeveynlerde de farklı duyguların oluşmasına zemin hazırlayabiliyor.
Okulun ilk günlerini düşünelim. Bazen çocuk okul kapısında annesine sıkıca sarılırken, aslında annenin de çocuğunu bırakmaya hazır olmadığını görebiliriz. Çocuklar kullanılan kelimelerden ziyade duyguları okurlar. “Okul çok güzel olacak, hiç merak etme” derkenki o yüzümüzdeki endişeyi, sesimizdeki titremeyi ya da ayrılmayı bir türlü sonlandıramadığımızı fark edebilirler. Bu yüzden çocuğun kaygısını azaltmaya çalışırken kendi kaygılarımızın farkına varmak oldukça önem arz eder.
Tabiiki bu hiç kaygılanmayacağımız anlamına gelmez. Aksine, çocuğumuzun büyüdüğünü görmek gururun yanında küçük bir hüznü de beraberinde getirir. Daha dün yürümeyi öğrettiğimiz, elimizden tutarak yürüyen çocuğumuzun bugün okul çantasını sırtına takarak sınıfına gitmesi ebeveyn için minik bir “bırakma” provasıdır. Ve bırakmak çoğu zaman kolay değildir. Okula başlayan bir çocuğun kaygılanması da aslında çoğu zaman normaldir. Yeni ortam, yeni insanlar, farklı kurallar ve daha önce görmediği bir düzen çocuk için belirsizlik anlamına gelebilir. Kimi çocuk ilk günden sınıfa kolayca girerken kimisinin bunun için zamana ihtiyacı olabilir. Bazı çocuk ağlayarak tepki gösterir, bazısı içine kapanır, bazısı karın ağrısından yakınır ve bazısı da “Ben okula gitmek istemiyorum” diyerek tepkisini açık bir şekilde gösterir.
Burada dikkat etmemiz gereken şey yaşadığı duyguyu hemen ortadan kaldırmak değil de önce ne olduğunu anlamaktır.
“Bunda korkacak ne var?’’
‘’Bak herkes okula gidiyor.”
“Artık büyüdün, ağlamak sana yakışıyor mu?”
gibi cümleler çocuğun kendine olan güvenini sağlamaktan çok yaşadığı duygunun küçümsendiğini düşünebilir. Bunun yerine,
“Bilmediğin bir ortamda bulunmak seni biraz endişelendirmiş olabilir. Böyle hissetmen çok normal. Zamanla alışacaksın ve biz de bu süreçte yanında olacağız. Zorlandığın noktada ne varsa bize söylemen yeterli, seni dinliyor ve zorlandığın şeyin ne olduğunu anlamaya çalışıyor olacağız ve eğer mümkünse birlikte bunu çözmeye çalışacağız”
demek çocuğa hem duygusunun ebeveynlerinin tarafından görüldüğü ve kabul edildiğini hem de bu duyguyla onların da destekleriyle baş edebileceğini hissettirir.
Bir başka önemli nokta ise vedalaşma sürecidir. Özellikle ilk günlerde çocuğun kaygısının farkında olup, uzun süre kalmak, defalarca sarılmak, “Gitsem olur mu?”, “Ben gidince ağlama olur mu?” demek bile bazen ayrılığı daha da zor hale getirebilir. Çocuğun oradaki sıl ihtiyacı olan şey kararlı ve güven veren bir yetişkindir. Kısa, sevgi dolu ve net bir vedalaşma çoğu zaman daha sağlıklıdır.
“Şimdi sen öğretmeninle sınıfa gireceksin. Bugün arkadaşlarınla birlikte hem yeni bilgiler öğreneceksin hem güzel vakit geçireceksin. Derslerin bittiğinde ise ben de seni almaya geleceğim. Çıkışta seni burada bekliyor olacağım. Seni seviyorum.”
Bu cümleye baktığımızda ise hem sınırı hem güveni hem de sürekliliği görüyoruz.
Bunlara ek olarak birçok ebeveynde karşılaştığımız bir başka hatadan söz etmek gerekir: Kıyaslamak.
“Bak arkadaşlarına hiç senin gibi ağlayan var mı?” “Senin yaşındaki çocuklar çoktan alıştı.” “Abin okula başladığında bana hiç böyle yapmamıştı.” …..
Her çocuk farklıdır, her çocuk kendine özeldir ve her çocuğun zamanı farklıdır. Kimi çocuk yeni ortamlara çok daha kolay uyum sağlarken kimi çocuk ise gözlemlemek ve güven hissetmek ister bu da onun daha fazla zamana ihtiyaç duyduğunu gösterir. Bir çocuğun uyum hızını başka bir çocuğunkiyle karşılaştırmak zaten zor olan bir dönemde kendisini yetersiz, başarısız hissetmesine neden olabilir.
Aslında çocuğun bu süreçteki en önemli ihtiyacı güvende olduğunu hissetmektir.
Ebeveyn olarak asıl görevimiz hiç kaygılanmamasını sağlamak değildir elbette. Hayatı boyunca karşılaşacağı birçok belirsizlik olacak ve biz istesek te bu belirsizliği onun için ortadan kaldıramayacağız. Onun için yapabileceğimiz en güzel şey ilk defa kendisini birey olarak gördüğü bu ortamda, kendini tanımaya başladığı bu dönemde yaşayabileceği tüm zorluklarda yanında olduğumuzu, yalnız olmadığını, duygularının farkında olduğumuzu ve her konuda onu destekleyeceğimizi göstermek olacaktır. Nasıl ki her kuş bir gün kanat çırpmayı öğrenip yuvadan uçuyorsa bizlerde ebeveyn olarak yavru kuşumuza nereye, nasıl uçacağını değil; kanat çırpmayı öğretmeliyiz.
