Bir Şehri Güzel Kılan, Yüreğine Dokunan İzlerdir
Bir Şehri Güzel Kılan, Yüreğine Dokunan İzlerdir
Bir şehri güzel kılan nedir?
Binaları mı, geniş caddeleri mi, ışıl ışıl meydanları mı? Yoksa yalnızca sahip olduğu tarihî ve doğal güzellikler mi?
Bana göre bir şehri asıl güzel kılan, o şehirde yaşayan insanların hayatına dokunan, onların yüzünde tebessüm oluşturan ve gelecek nesillere güzel hatıralar bırakacak yatırımlardır.
Çünkü şehir dediğimiz yalnızca taş, beton ve asfalt değildir. Şehir; insanın nefes aldığı, dinlendiği, ailesiyle vakit geçirdiği, geçmişini hatırladığı ve geleceğe umutla baktığı yerdir.
Konya'nın her ilçesi kendine has bir güzelliğe sahip. Fakat bugün yolumuzu, tarihiyle, doğasıyla, sosyal yaşam alanlarıyla ve modern yatırımlarıyla dikkat çeken Selçuklu'ya çevirelim.
Selçuklu, yalnızca Konya'nın nüfus bakımından önemli ilçelerinden biri değil; aynı zamanda şehrin sosyal ve kültürel hayatına yön veren merkezlerinden biri hâline geliyor. Bu noktada Selçuklu Belediye Başkanı Sayın Ahmet Pekyatırmacı'nın şehrin ihtiyaçlarını gözeten, vatandaşların taleplerine kulak veren ve ilçenin yaşam kalitesini artırmaya yönelik çalışmalarını da göz ardı etmemek gerekiyor.
Zira bir belediyecilik anlayışını yalnızca yapılan yollarla, kaldırımlarla veya binalarla ölçmek mümkün değil. Asıl mesele, insana dokunan mekânlar oluşturabilmek…
İşte Selçuklu'da bunun güzel örneklerini görüyoruz.
Kelebekler Vadisi'nde Şehrin Renkli Yüzü
Selçuklu Belediyesi'nin şehre kazandırdığı önemli alanlardan biri olan Kelebekler Vadisi Parkı, Konya'nın en büyük yeşil alanlarından biri olmasının yanı sıra ziyaretçilerine doğayla iç içe vakit geçirme imkânı sunuyor.
Burada insan, şehrin gürültüsünden biraz olsun uzaklaşıyor.
Ağaçların arasında yürürken, çocukların neşeli seslerini duyarken ve doğanın sakinliğini hissederken insanın zihninden ister istemez şu düşünce geçiyor:
"Şehir hayatının içerisinde böyle nefes alma alanlarına ne kadar da ihtiyacımız var."
Başkan Ahmet Pekyatırmacı'nın üzerinde durduğu sosyal belediyecilik anlayışının en güzel taraflarından biri de tam olarak burada ortaya çıkıyor. İnsanların yalnızca ihtiyaçlarını karşılamak değil, onlara hayatın yoğunluğu içerisinde soluklanabilecekleri alanlar sunmak…
Çiçek Bahçesi: Renklerin Konuştuğu Yer
Bazı yerler vardır, insan oraya girdiğinde kelimeler biraz eksik kalır.
Selçuklu Çiçek Bahçesi de benim için böyle yerlerden biri.
Renklerin birbirine karıştığı, kokuların havaya yayıldığı, her köşesinde ayrı bir güzelliğin saklandığı bu bahçe adeta tabiatın insan eliyle yazılmış şiiri gibi…
27 tür ve 65 çeşitten toplam 400 bin çiçeğin ziyaretçilerle buluştuğu bahçe, özellikle yaz aylarında görsel bir şölen sunuyor.
Fakat burada yalnızca çiçekleri görmekten söz etmiyoruz.
Yürüyüş yolları, kamelyalar, seyir tepesi, çocuk oyun alanları ve hatıra köşesiyle ziyaretçilerine bütünlüklü bir yaşam alanı sunuluyor.
Daha da önemlisi, çiçeklerin isimlerinin ve özelliklerinin belirtilmesi ziyaretçilerin hem görsel bir şölen yaşamasına hem de yeni bilgiler öğrenmesine imkân sağlıyor.
Bir çocuğun bir çiçeğin adını ilk kez burada öğrenmesi…
Bir annenin ailesiyle birlikte rengârenk çiçekler arasında fotoğraf çektirmesi…
Yaşlı bir vatandaşın bankta oturup yıllar sonra kendisini yeniden bahar mevsiminde hissedebilmesi…
Bence belediyeciliğin görünmeyen ama en kıymetli tarafı tam da burada saklı.
Ahmet Pekyatırmacı'nın başkanlığındaki Selçuklu Belediyesi'nin bu alanlara verdiği önem, şehrin estetik yönünü güçlendirirken vatandaşın ruhuna da dokunuyor.
Kelebeklerin Kanadında Bir Başka Dünya
Konya Tropikal Kelebek Bahçesi ise Selçuklu'nun yalnızca Konya'da değil, Türkiye genelinde adından söz ettiren değerlerinden biri.
Türkiye'nin ilk kelebek bahçesi olma özelliğini taşıyan bu merkez, Avrupa'nın en büyük tropikal kelebek uçuş alanı olarak da dikkat çekiyor.
İçeri adım attığınızda sizi bambaşka bir dünya karşılıyor.
Kelebeklerin narin kanat çırpışları, tropikal bitkilerin oluşturduğu atmosfer ve doğanın kendine has sessizliği…
Bazen bir şehri anlatmak için meydanlara, gökdelenlere veya büyük yapılara ihtiyaç yoktur.
Bazen küçücük bir kelebeğin kanat sesi, bir şehrin doğaya verdiği değeri anlatmaya yeter.
Üstelik burada canlılara zarar vermeden, onların doğal yaşamlarına saygı göstererek ziyaretçilere eşsiz bir deneyim sunulması ayrıca takdire değer.
Bu yatırımların arkasında yalnızca maddi kaynak değil; emek, sabır, disiplin ve doğaya karşı duyulan sevgi olduğunu görmek gerekiyor.
Sille: Taşların Konuştuğu, Tarihin Fısıldadığı Yer
Selçuklu denildiğinde yalnızca modern parkları ve sosyal alanları konuşmak elbette eksik olur.
Çünkü Selçuklu'nun bir de geçmişe açılan kapısı var:
Sille…
Konya'nın yaklaşık 5 bin yıllık geçmişe sahip Sille Mahallesi, Roma'dan Bizans'a, Selçuklu'dan Osmanlı'ya uzanan köklü tarihiyle adeta yaşayan bir açık hava müzesi.
Burada her taşın bir hikâyesi, her sokağın bir hatırası var.
Aya Elena Kilisesi…
Kayalara oyulmuş odalar…
Tarihin izlerini taşıyan mağaralar…
Ahşap işçiliğiyle dikkat çeken camiler…
Ve bütün bunların arasında yaşamaya devam eden bir mahalle kültürü…
Sille'yi gezerken insan kendisini yalnızca bir turistik mekânda değil, tarihin sayfaları arasında yürüyormuş gibi hissediyor.
Roma ve Bizans dönemlerinin izlerini taşıyan bu topraklarda farklı inançların ve kültürlerin bir arada yaşadığı dönemlerin izlerini bugün hâlâ görmek mümkün.
Sille'nin yeniden canlanmasında gerçekleştirilen restorasyon çalışmalarının ve bölgeye yönelik yatırımların da önemli bir payı bulunuyor. Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı'nın tarihi mirasın korunmasına yönelik yaklaşımı, Sille'nin geleceğe taşınması açısından büyük önem taşıyor.
Çünkü tarih korunmazsa, şehir hafızasını kaybeder.
Bir şehrin hafızasını kaybetmesi ise yalnızca birkaç eski binanın yok olması değildir.
Geçmişle gelecek arasındaki bağın kopmasıdır.
Sille'nin Sokaklarında Geçmişten Geleceğe
Sille'nin hikâyesi yalnızca taş yapılardan ibaret değil.
Osmanlı döneminde önemli bir ticaret ve kuyumculuk merkezi olan Sille, farklı kültürlerin bir arada yaşadığı önemli bir yerleşim alanıydı.
Bugün ise restoranları, yöresel lezzetleri, tarihi yapıları, yürüyüş alanları ve gece ışıklandırmalarıyla yeniden hayat buluyor.
Hafta sonlarında Sille sokaklarında dolaşırken bunun ne kadar doğru bir dönüşüm olduğunu daha iyi anlayabiliyorsunuz.
Bir yanda tarihi yapılar…
Diğer yanda modern yaşam…
Ve bütün bunların arasında geçmişle geleceğin el ele verdiği bir şehir dokusu…
Sille'nin daha fazla tanıtılması hâlinde yalnızca Konya'nın değil, Türkiye'nin önemli turizm merkezlerinden biri olabileceğine inanıyorum.
Kapadokya nasıl milyonlarca insanın ilgisini çekiyorsa, Sille'nin de kendi hikâyesiyle çok daha geniş kitlelere ulaşabileceğini düşünüyorum.
Çünkü Sille'nin anlatacak çok hikâyesi var.
Şehre Yukarıdan Bakmak: Selçuklu Seyir Tepesi
Ve şimdi biraz da şehre yukarıdan bakalım…
Sille'de yaklaşık 1.300 metre rakımda bulunan Selçuklu Seyir Tepesi, Konya'nın uçsuz bucaksız ovasını ayaklarınızın altına seren özel bir yaşam alanı.
35 bin metrekare yeşil alan…
119 kamelya…
210 araçlık otopark…
Çim spor sahası…
Çocuk oyun alanları…
Yürüyüş ve bisiklet alanları…
Ve Konya'yı kuşbakışı izleyebileceğiniz eşsiz bir manzara…
İnsan burada şehre yalnızca yukarıdan bakmıyor.
Biraz da şehrin telaşından uzaklaşıp kendi içine bakıyor.
Özellikle gün batımında Konya Ovası'nın altın rengine bürünmesi, Seyir Tepesi'ni adeta bir tabloya dönüştürüyor.
İnsan bazen bir fincan çay eşliğinde şehri uzaktan seyretmenin ne kadar büyük bir huzur olduğunu burada anlıyor.
Selçuklu Belediyesi'nin bu alanı daha da geliştirmeye yönelik çalışmaları kapsamında restoran, çay bahçesi ve kamp alanı gibi yeni sosyal alanların planlanması da bölgenin cazibesini artıracaktır.
Başkan Ahmet Pekyatırmacı'nın öncülüğünde gerçekleştirilen bu tür yatırımların ortak bir özelliği var:
İnsanı merkeze almak.
Asıl Mesele Şehre Ruh Katabilmek
Bütün bu güzellikleri gezerken insanın aklına ister istemez aynı soru geliyor:
Bir belediye şehre ne bırakır?
Beton mu?
Asfalt mı?
Bina mı?
Bence bunların hepsi zamanla değişebilir.
Fakat insanların hafızasında yer eden güzel anılar kolay kolay silinmez.
Bir çocuğun Kelebekler Vadisi'nde yaşadığı mutluluk…
Bir ailenin Çiçek Bahçesi'nde geçirdiği güzel bir gün…
Bir ziyaretçinin Sille'nin tarihi sokaklarında yaptığı yürüyüş…
Bir vatandaşın Seyir Tepesi'nde gün batımını izlerken hissettiği huzur…
İşte bunlar bir şehrin gerçek kazanımlarıdır.
Selçuklu'da yapılan yatırımlara bu gözle baktığımızda, karşımıza yalnızca parklar, bahçeler, turizm merkezleri ve sosyal alanlar çıkmıyor.
Karşımıza insan hikâyeleri çıkıyor.
Ve bana göre belediyeciliğin en güzel tarafı da tam olarak budur.
Ahmet Pekyatırmacı'nın başkanlığındaki Selçuklu Belediyesi'nin yaptığı ve geliştirdiği bu alanlar, Konya'nın yalnızca bugünü için değil, yarını için de önemli bir miras niteliği taşıyor.
Çünkü şehirler sadece bugün yaşayan insanlar için kurulmaz.
Yarın burada yaşayacak çocuklar için de inşa edilir.
Bir şehri güzel kılan, yalnızca sahip olduğu güzellikler değildir.
O güzellikleri koruyan, geliştiren ve insanlarla buluşturan bir anlayışın varlığıdır.
Selçuklu'nun çiçeklerinde, kelebeklerinde, tarihi sokaklarında ve yüksek tepelerinde aslında aynı mesajı görmek mümkün:
Şehir, insanla güzeldir.
Ve insanın gönlüne dokunan her yatırım, o şehrin geleceğine bırakılmış en kıymetli imzalardan biridir.
