Bugünkü seni çocukluğun mu yönetiyor?
İnsan hayatı boyunca ilişkiler kurar, hayaller kurar, kararlar alır ve çeşitli zorluklarla mücadele eder. Çoğu zaman yaşadığı duyguların, verdiği tepkilerin ve davranışlarının yalnızca içinde bulunduğu durumlardan kaynaklandığını düşünür. Medicana Sağlık Grubu Psikoloji Uzmanı Klinik Psikolog Kübra Adam, bugünkü kişiliğimizin oluşumunda, çocukluk yıllarının oldukça önemli olduğunu belirtiyor.
Çocukluk dönemi yalnızca geçmişte kalan bir hayatın evresinden ibaret olmayıp yetişkinlikte sahip olduğumuz duygu, düşünce ve davranışlarımızın temelini oluşturan bir dönemdir. Çünkü çocukluk, yalnızca geçmişte kalan bir hayatın evresinden ibaret olmayıp yetişkinlikte sahip olduğumuz duygu, düşünce ve davranışlarımızın temelini oluşturan da bir dönemdir. Medicana Konya Hastanesi Psikoloji Uzmanı Klinik Psikolog Kübra Adam, Bir çocuğun dünyayı algılama şeklinin, kendisi ile ilgili geliştirdiği düşüncelerin ve kurduğu ilişkilerin büyük ölçüde yaşamının ilk yıllarında şekillendiğine dikkat çekti.
Beyin, kendi ile ilgili algıları çocukken belirliyor
Çocukluk döneminde alınan mesajlar, görülen ilgi ve hissedilen güven duygusu, bireyin kendi ile ilgili geliştireceği algının temelini oluşturur. Sevildiğini fark ederek büyüyen bir çocuk ile sürekli eleştirilerek büyüyen bir çocuğun kendisine bakışında farklılıklar oluştuğunu belirten Klinik Psikolog Kübra Adam, şu açıklamalarda bulundu: ‘‘Duygularına ve düşüncelerine değer verilen, ilgilenilen bir çocuk ile duyguları ve düşünceleri görmezden gelinen, ilgi gösterilmeyen bir çocuğun ilerleyen yıllarda kuracağı ilişkiler de farklılık gösterebilir. Çocukluk döneminde yaşanan bu olumsuz deneyimler geçmişteki anılardan ziyade kişinin kendisine ve çevresine bakışını etkileyerek bu gününü şekillendirmektedir. Çocukluk döneminde sadece yaşadığımız olaylar değil, bu olayları nasıl anlamlandırdığımız da önemlidir. Aynı evde büyüyen iki kardeş bile aynı olay veya durumlardan farklı etkilenebilir. Çünkü çocuk zihni, çevresinde yaşananları kendi gelişim düzeyine göre yorumlar. Anne ve babasının yaşadığı bir tartışmayı kendisinden kaynaklanıyormuş gibi algılayabilir ya da yeterince ilgi görmediğinde bunun nedenini kendi değersizliğiyle açıklayabilir. Bu yorumlar zamanla bireyin kendisi hakkındaki temel inançlarına dönüşebilir. Bu da dolaylı olarak gelecekte oluşan düşüncelerin temel çekirdek inancını oluşturabilir’’ dedi.
Çocuklukta sıklıkla eleştirilen bir kişi, yetişkinlikte ne kadar başarılı olursa olsun kendisini yeterli hissetmekte zorlanabilir. Sürekli kıyaslanan bir çocuk, yıllar sonra da kendisini başkalarıyla karşılaştırmaya yönelebilir diyen Klinik Psikolog Kübra Adam, şu eklemelerde bulundu: ‘‘Duygusal olarak ihmal edilen bir kişi yetişkinlikte kabul edilmek ve değer görmek için yoğun bir çaba içerisinde olabilir. İnsan zihni yaşadığı deneyimlerden anlamlar çıkarır. Özellikle çocukluk döneminde öğrenilen deneyimler, kişinin kendisi ve dünya hakkında bazı temel inançlar geliştirmesine neden olur. Çoğu zaman yaşamın ilk yıllarında ben değersizim, ben yetersizim, insanlar güvenilmez, her an terk edilebilirim ya da bunların tam tersi yeterliyim, değerliyim gibi düşünceler şekillenmeye başlar. Bu inançlar zamanla bireylerin olayları yorumlama biçimini etkileyerek birçok davranışının arkasındaki görünmez güç haline gelir’’ dedi.
Çocukluk döneminde şekillenen kişilik zamanla geliştirilebilir
Hayatımız boyunca geçmişin hep geride bırakılması gerektiği söylendi. Geçmiş geçmişte kaldı, unut gitsin ya da bunları düşünmenin faydası yok gibi ifadeler sıkça kullanıldı ve kullanılmaya da devam ediliyor açıklamasında bulunan Klinik Psikolog Kübra Adam, şu bilgileri verdi: ‘‘Psikolojik açıdan bakıldığında geçmişi yok saymak, onun etkilerinden kurtulmak anlamına gelmez. Sadece o an sorunu öteleyerek üzerinin kapatıldığı anlamına gelir. Aslında kişiler bunun çoğu zaman farkındadır. Çünkü bunu söylemek kolay ama bunu nasıl yapacağım sorusu hep akıllarındadır. Güzel haber ise insan zihninin değişime açık olmasıdır. Geçmiş yaşantılarımızın hayatımızı etkilemesi kaderimizi etkileyeceği anlamına gelmez. Kişi kendisini tanıdıkça, duygularının temelini anlamaya başladıkça ve geçmiş yaşantısını farklı bir gözle değerlendirebildikçe yaşamında önemli değişimler meydana gelebilir. Farkındalık, değişimin ilk adımıdır. İnsan neden böyle hissettiğini ve neden bu şekilde davrandığını fark ettiğinde, kendi hayatı üzerinde daha fazla söz sahibi olmaya başlar. Bu yüzden çocukluk kader değildir, bugünkü kişiliğimizin yazıldığı ilk taslaktır diyebiliriz. O taslak zamanla değiştirilebilir, geliştirilebilir ve yeniden yazılabilir. Bunun ilk adımı ise geçmişi ve geçmişteki insanları suçlamak değil, geçmişi anlamaktır. Ve belki de bazen geçmişi affetmektir. İnsan bazen kendi hayatına dışarıdan bakabilmeyi öğrendiğinde iyileşmeye başlar. Geçmişin sessizce bıraktığı izleri fark etmek, bugünü daha anlamlı kılar. Çünkü insan, kendi hikâyesini anladığı ölçüde kendine yaklaşır. Ve bazen en büyük değişim, tam da o yaklaşma anında başlar’’ dedi.
