Yalnızlık ömrünüzden 6 yıl götürebilir! ABD'den dikkat çeken araştırma
ABD’de yapılan yeni bir araştırma, yalnızlık ve sosyal izolasyonun sağlıklı yaşam süresini önemli ölçüde kısaltabileceğini ortaya koydu. Tulane Üniversitesi araştırmacıları, hem yalnızlık hem de sosyal izolasyon yaşayan erkeklerin ruhsal hastalıklar olmadan geçirecekleri yaşam süresinin yaklaşık 5,8 yıl, kadınların ise 3,7 yıl daha kısa olduğunu belirledi.
Teknolojinin günlük yaşamın merkezine yerleşmesiyle birlikte yalnızlık ve sosyal izolasyon, dünya genelinde önemli bir halk sağlığı sorunu haline geldi. Akıllı telefonlar ve dijital iletişim araçları sosyal bağlantıları kolaylaştırsa da yüz yüze ilişkilerin azalması, yalnızlık hissini ortadan kaldırmaya yetmiyor.
ABD’de Tulane Üniversitesi tarafından yürütülen yeni bir araştırma, yalnızlık ve sosyal izolasyonun insan sağlığı üzerindeki etkilerini gözler önüne serdi. Nature Communications dergisinde yayımlanan çalışma, bu iki durumun hastalıklardan uzak geçirilen yaşam süresini kısaltabileceğini ortaya koydu.
277 bin kişi üzerinde araştırma yapıldı
Araştırmacılar, yalnızlık ve sosyal izolasyonun sağlıklı yaşam beklentisi üzerindeki etkisini incelemek amacıyla 40 ila 69 yaşları arasındaki 277 bin 489 yetişkinin verilerini analiz etti.
Çalışmanın başlangıcında katılımcılarda diyabet, kalp hastalığı, akciğer hastalığı, demans, kanser, depresyon ve anksiyete bulunmuyordu.
Araştırma kapsamında 50 yaş referans alınarak kişilerin söz konusu hastalıklar olmadan geçirmeleri beklenen yaşam süresi hesaplandı.
Araştırmanın başyazarı Profesör Lu Qi, sosyal izolasyon ve yalnızlığın hem fiziksel hem de ruhsal hastalıklar olmadan geçirilen yaşam süresi üzerinde önemli etkiler oluşturduğunu belirtti.
Yalnızlık ve sosyal izolasyon arasındaki fark
Araştırmada yalnızlık ve sosyal izolasyon, birbiriyle ilişkili ancak farklı kavramlar olarak ele alındı.
Sosyal izolasyon, kişinin sosyal çevresiyle kurduğu ilişkilerin sıklığı ve kapsamıyla ölçülürken yalnızlık, bireyin mevcut ilişkilerinden ne ölçüde memnun olduğunu ve kendisini ne kadar yalnız hissettiğini ifade ediyor.
Bu nedenle kişinin düzenli olarak insanlarla görüşmesi, yalnızlık hissetmediği anlamına gelmiyor.
Araştırmacılar, sosyal bağlantıların zayıflamasının stres, uyku düzeni ve sağlık davranışları üzerinden sağlığı etkileyebileceğini değerlendiriyor. Ancak gözlemsel araştırma, yalnızlık ve sosyal izolasyonun doğrudan belirli bir hastalığa neden olduğunu kanıtlamıyor.
Erkeklerde ruhsal sağlık kaybı 5,8 yıla ulaştı
Araştırmada hem yalnızlık hem de sosyal izolasyon yaşayan kişilerde sağlıklı yaşam süresindeki kaybın daha belirgin olduğu görüldü.
Fiziksel sağlık açısından değerlendirildiğinde, her iki durumu da yaşamayan kişilere kıyasla kadınların hastalıklardan uzak geçirdikleri yaşam süresi 2,4 yıl, erkeklerin ise 1,7 yıl daha kısa hesaplandı.
Ruhsal sağlık alanındaki fark ise daha yüksek seviyelere ulaştı. Hem yalnızlık hem de sosyal izolasyon yaşayan kadınların ruhsal hastalıklar olmadan geçirecekleri yaşam süresi yaklaşık 3,7 yıl, erkeklerin ise 5,8 yıl daha kısa bulundu.
Araştırmanın başyazarı Lu Qi, bulguların erkeklerin yalnızlıktan etkilenme konusunda daha hassas olabileceğine işaret ettiğini belirtti.
Sağlıklı yaşam alışkanlıkları riski azaltabiliyor
Araştırmada beslenme düzeni, fiziksel aktivite, uyku ve sigara kullanımı gibi yaşam alışkanlıklarının etkisi de incelendi.
Düzenli egzersiz yapmak, dengeli beslenmek, yeterli uyumak ve sigara kullanmamak, sosyal izolasyonla bağlantılı sağlıklı yaşam süresi kaybının bir bölümünü azaltabildi.
Ancak benzer bir etkinin yalnızlık hissi için görülmediği belirtildi. Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının, yalnızlıkla bağlantılı ek sağlık risklerini önemli ölçüde azaltmadığı kaydedildi.
Erken ölüm riskiyle de ilişkilendiriliyor
Önceki araştırmalar, yalnızlık ve sosyal izolasyonun erken ölüm riskiyle bağlantılı olduğunu ortaya koymuştu. Tulane Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen çalışma da bu konudaki bulgulara yeni veriler ekledi.
Araştırmacılar, elde edilen sonuçların yalnızlık ve sosyal izolasyonun yalnızca psikolojik değil, fiziksel sağlık ve yaşam beklentisi açısından da değerlendirilmesi gerektiğini gösterdiğini belirtti.
Bununla birlikte araştırmanın gözlemsel nitelikte olması nedeniyle sonuçların doğrudan neden-sonuç ilişkisi olarak yorumlanamayacağı vurgulandı.